İNSANIN BEKLENTİLERİ – ÇEVRENİN BEKLENTİLERİ – 3

Bebeklerin büyüme ve gelişmesi anlık bir olay değil, bir süreç olduğu için bebeğin bünyesindeki  gelişme ve değişimlerini  anlık olgular olarak fark edemeyiz. Bunları ancak zaman içinde  fark edilebilir boyutlara  geldiklerinde algılarız. Gün gelir, bebek  rahatsızlıklarını ve ihtiyaçlarını çığlıklarla, ağlamalarla değil, usul usul öğrendiği  işaretlerle, sözcüklerle  anlatmaya başlar ve bu aşamada ancak sözlü anlatımından sonuç alamazsa ağlama yoluna geçici olarak  döner. Bu geçici geri dönüşler çevresindeki yetişkinlerle onun arasında gerginliğe, hatta yetişkinlerin ağlayanı şiddete  başvurarak  susturma çıkmazına yönelmesine yol açar. Sonuç, sorununun çözümünü bekleyen çocuğun düş kırıklığına, güvendiği dağlara kar yağmasına,  yardımını umduklarının güvenilmez oldukları yargısına varmasına neden olur. Bu sonuç kötü, çok çok kötüdür.

İnsan kaç yaşında olursa olsun, güvendiği dağlarda kar altında kalırsa ne hisseder? Hiç böylesi bir çaresizlikte kaldınız mı? Bu soruyu okuduğunuzda kaç yaşında olduğunuzu bilemem ama her halde bir cevap verebilecek bir deney birikiminiz vardır. Bebeklerin, küçük çocukların başka bir çözüm aramaya yetecek bir birikimleri ise yok henüz. Bu nedenle yeni bir çözüm aramak yerine paniğe kapılıverirler. Bu  ise insanı  ruhsal bunalımlara götüren  nedenlerden biridir çoğu kez. Öyle ise bize düşen, yardım bekleyen bebeklere, çocuklara ve tüm insanlara karşı sevecen, anlayışlı ve yardımsever olmaktır. Yardım bekleyenlere karşı umut kırıcı davranmak yalnız onları kırıp dökmek değil, tüm insanlığa da kötü davranmaktır. Buna hakkımız yok!

Çocuklar, Anne ve babalarının “Benim yakışıklı oğlum, benim güzel kızım.” gibi sözlerle hitap etmelerinden öğrenirler cinsiyetlerini; ama bunun ne demek olduğunu ancak 2,5 – 3 yaşlarında anlar ve bu öğrenmeyle toplumdaki yerlerinin farkına varmaya başlarlar.   Gelişim süreçlerinin bir aşamasında “ki bu bizim iklim kuşağımızda kızlar için genellikle 12-13 , erkekler için 13-15  yaşlarında” cinsel hormonlarının etkisini hissetmeye ve bedenlerinde cinslerine özel gelişmelerini fark etmeye başlarlar. Bu gelişmeleri, çocukların kendileri kadar yaşıtlarının ve büyüklerin de dikkatini çeker. Yeni ergenlik çağları anne ve babaların dikkatleri ve bilinçli davranışları ölçüsünde sorunsuz geçirilebilirse de ebeveynin ilgisizliği, bilgisizliği durumunda ciddi sorunlar da yaşanabilir. Daha küçük yaşlardaki bir takım tutumlar nedeniyle kız çocuklar erkek gibi, erkek çocuklar ise kız gibi giydirilerek karşı cinsliğe özendirilebilirler. Bu hallerde geç kalınmadan psikiyatrik destek arayışına yönelmek gereklidir.

Küçük çocuklar arasındaki ya da küçük çocuklarla yeni ergenler  ya da ergenler arasındaki birtakım cinsel  yaklaşımlar da çok kötü  sonuçlara yol açabilir. Bu  tür yaklaşımlar homoseksüelliğe ve lezbiyenliğe yol açarak hem çocukların hem ailelerinin hayatlarını çok olumsuz etkileyebilir. Bu nedenle küçük çocukların, yeni ergenlik dönemindeki çocukların ve gençlerin hem akranlarından hem sapık yetişkinlerden  çok iyi korunmalarında hem kendileri, hem toplum için büyük yararlar vardır.

Yeni ergenlik ve ergenlik yaşları uyuşturucu alışkanlığının bulaştırılması yönünden de çok tehlikeli olduğundan anne babaların da, güvenlik güçlerinin de koruyucu görevlerini kusursuzca yapmaları gerekir.

Yukarıda açıklanan tehlikelerden başka, bir takım suç örgütleri de yeni ergen çocuklara uyuşturucu çeteleri için torbacılar, siyasi örgüt maskeli suç örgütleri için tetikçiler, toplu katliamlar için kendilerini patlatmaya hazır beyni yıkanmış zavallı kahramanlar(!) yetiştirmek üzere kurban arayan terör örgütleri de bu yaş çocuklarına musallat olurlar. Öte yandan, karşı cinsin çekim gücü de başka bir alem. Genç kızın gözü bir yakışıklıya takılmış, yakışıklının gözüyse başka bir güzelde. O başka kızın gözü de bir başka yakışıklıda. Göz yaşları yağmur misali… Bu kör düğüm kolay çözülmez…

Bir yandan da çevrenin aklı başındaki yetişkinlerinin beklentileri de vardır yeni yetişkinlik ve yetişkinlik çağındaki gençlerin karşısında: “Aklı başında değil bu zamane çocuklarının. Toplumun başına bela her biri. Ne oturup adam gibi ders çalışırlar, ne bir iş bulup ekmek parası kazanırlar. İşleri güçleri berduşluk, serserilik. Kimseye saygıları da yok. V.S.”  Eleştirilerin, nasihatlerin, çıkmaz sokaklara davetlerin sonu yok. Bir yanda gönül çıkmazları, bir yanda  haklı-haksız eleştiriler, bir yanda anneden babadan harçlık isteme  sıkıntısı vesaire, vesaire, vesaire…

Çocukların  öğrencilik döneminde gelişen beklentiler de az değil elbet. Bu da başka bir fasıl olsun.

DEVAM EDECEK.

Bir Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.