KARMAN ÇORMAN BİR YAŞAM
Olağan akışı içinde yaşam, karman çormandır; ortam ve zamanda olup bitenler hesapsız kitapsız bir senaryorun çok geniş açılı, adeta yatay ve dikey üç yüz altmışar derecelik küresel bir kamerayla aralıksız çekilen filminin hayat denilen perdede yansımasıdır tastamam…
Biz bu kamerayla çekilip perdeye yansıtılan başsız – sonsuz filmin ne kadarını görebiliyoruz? Elbet tamamını değil, sadece doğal, tarihsel, sosyal, topulmsal ve ekonomik şartların, beden ve akıl sağlığımızın, bilgi birikimimizin el verdiği, toplumları yönetenlerce tarafımıza uygun görülüp uygulanacak müfredat programlarında yer aldığı kadarını.
Peki, sadece bu kadarı mı? Değil elbet. İşin bir de merdivenltı müfredat programı vardır her zaman. Bu yenilikçi bir program değil, önceki egemenlerin şimdikilerce yenilgiye uğratılarak yeraltına çekilmek zorunda bırakılan eski egemen kalıntılarının yaşatıp yeniden iktidara getirmek istedikleri ve artık mevcut doğal ve sosyal yapıya pek uygun düşmeyen programlardır ki en kanlı mücadelelerle iktidara gelseler bile yeni dünya şartlarına ayak uydurmakta uzun sürede başarılı olamazlar. Tıpkı sarkacın salınımlarında görüldüğü gibi geçmiş ve şimdi arasındaki itiş kakış giderek güç ve hız yitirerek durgunlaşır. Ancak yeni bir itici güç oluşuncaya kadar mevcut ve eski güç arasındaki boğuşma gözden giderek silinir…
Geçmişte dünyanın her yanındaki toplumlar günümüzdeki kadar başkalarıyla yoğun ilişki içinde değildir. Her toplum kendi ülke sınırları içinde kendi ortak değerlerinin birleştirici etkisi altında, kendi egemenlerinin güdümünde yaşar. Ancak bu durgun yaşamda pek göze çarpmayan ilkel nesnel imkanların sağladığı olanaklar çok yavaş da olsa kısmen daha gelişmiş uygarlıklar ortaya çıkarır. Bu yükselişler arasındaki farkların artışı ticari ilişkileri hızlandırır ve ekonomiler arasındaki farklılaşmalar da toplumların yaşamlarında büyük değişiklikler gerçekleşir. Bu süreç, geniş coğrafi alanlardaki birbirine yakın zenginleşmiş ve büyümüş toplumların anlaşmalar ya da savaşlar yoluyla birleşmesini, böylece daha büyük egemenliklerin oluşmasını sağlar.
Geçmişte savaşlar tarafların çok sayıda can, mal ve mekan yitirmesine yol açmıştır. Günümüzde ise egemenler, potansiyel mal ve maddi imkanlarına göz koydukları ülkelerin egemenlerini satın alarak ülkeleri ele geçirmenin yolunu bulmuşlardır. Egemenler denince akla ilk gelen, emperyal hazretleri, padişah-ı şahaneleri, kıçlarının kılına tapınanlarının tarifsiz büyük efendileri değildir artık; onların birinci derece adamları, sır ve sermaye ortakları da önemle akıllara gelmektedir. Bu yakınlar da en büyük egemenlerce seçim zamanlarında her yolla desteklenecekler, eğitilecekler ve satın alınacaklar listelerinde yer alırlar. Bütün bu çarklar kendi kendilerini yılların nobel barış ödülü adaylığına gösterecek kadar alçak mı, yüksek mi gönüllü dünya liderleri tarafından çevrilmektedir.
Bu harala gürele, sisli puslu karman çorman akış içinde bizler, demokrasi tramvayının kokuşmuş vagonlarına istediği yerde binip istediği yerde inenlerin yüceliklerine hayran, şaşkın, ellerimizi patlatacak derecede yurtseverce alkışlayıcı tavırlarla selamlıyor, yüceltiyor ve her ne bekliyor, kime ne alatmaya çalışıyorsak, dünyanın bir yerinde boş tencere kapakları çarpıştırılarak devrimler yapılabiliylorken biz akşamların alaca karanlıklarında pazar yerlerindeki çöp bidolarını karıştırıp “BUNA DA ŞÜKÜR, BUNA DA ŞÜKÜR!” YAPACAK BİR ŞEY YOK temalı öğrenilmiş çaresizlik gazelleri okuyorsak… Eeeh ama, her şey karman çorman işte… Bu gidişle daha çok karman çorman filmler izleyeceğiz…
13. 10. 2026, REMZİ KISA. GÖNEN – KOCAPINAR
