ORTAĞINCA KANDIRILAN BİR ŞİRKET YÖNETİCİSİNİN ŞEYİ…

Bir vakitler adamın biri memleketin birinde, halka hizmet amacıyla kurulmuş yüz yıllık  bir şirketin yönetimini her nasılsa ele geçirmiş; Ya Allah Bismillah diyerek işe başlamış. Pek çok şirket yöneticisi gibi önceleri müşterilerine hoş görünerek, kanaatkar sanılacak biçimde  fiyat politikaları uygulamış. Gidişattan alan memnun, satan memnun olmuş. Sonra usul usul asıl amacını açığa vuracak tavırlar geliştirmeye başlamış  hazret; şirketine sermayesi  çok,  reklam ve müşteri toplamada yüksek yetenekli,  heş işten anlayan bir ortak adayı aramış, bulmuş da.  Ya da o aday şirketin yöneticisini bulmuş. Her nasılsa, tencere yuvarlanmış, kapağını bulmuş işte. Öyle bir ortak ki böylesi ne yerde ne gökte bulunur; tastamam Allah vergisi. Yurt içinde de yurt dışında da yoluna can verecek binlerce, yüz binlerce yandaşı, fedaisi varmış. Böylesi  ortak dostlar başına!  Hiç kaçırılır mı ? Asla! Üstelik kendisi için ortaklıkta bir  sıfat,  bir makam da istemiyor. Oh ne ala, ne ala. Yeme de yanında yat derler buna…

Bizim şirket yöneticisi yurt içindeki piyasayı çekip çevirme azim ve kararlılığında iken yeni ortak tüm dünya pazarlarına konmayı hayal ettiğinden, yurt içinde gözü olmadığını, ortaklığın resmi olmayacağını, ancak kendisince yetiştirilmiş, denenmiş, güvenilir elemanlarını şirketin tüm yurttaki şubelerinde görevlendirmek istediğini beyan etmiş. İyi mi? İyi, iyi., çok iyi. “Bundan iyisi Şam’da kayısı.”

Biri resmi, diğeri gayıresmi iki ortak şirketi öyle yönetmişler ki piyasayı soyup soğana çevirmişler. Kazançları kasaları, depoları tıkabasa doldurmaya başlayınca iki ortak arasında hırlaşma başlamış. Şubelerdeki yöneticiler yeni ortağın adamları olduğundan yeni ortak bir darbeyle resmi ortağı alaşağı etmeye karar vermiş.  Ne var ki resmi ortak durumu anlayıp şirketin müşterilerini harekete geçirerek  gayrı resmi ortağı etkisiz hale getirmiş. Tabii, olay kısa sürede halkın diline düşmüş.  Bilen de bilmeyen de bin türlü hikayeler uydurup anlatmış  ortaklar arasındaki kavgaya dair: Yok efendim şirketin kayıt dışı bir gemi dolusu doları varmış da bunun paylaşımında çıngar çıkmış da, şu olmuş da bu olmuş da falan. İki ortak arasındaki çatışmanın gerçek nedenini biz nasıl bilebiliriz ki?

Resmi ortak, bu kargaşadan zarar gören şirket müşterilerinin bitmek tükenmek bilmeyen yoğun dedikoduları üzerine şöyle bir açıklama yapmış:

“İyi niyetimi, saf ve tertemiz kalbimi, yüce halkımıza hizmet aşkımı istismar etmek suretiyle  beni maalesef kandırarak, aldatarak şirketimizin tüm şubelerinin yönetimlerini ele geçirmiş ve beni alaşağı etmek için kandırabildiği herkesi harekete geçirerek şirketimizi kendi mal varlığına katmaya kalkışmıştır. Bu, çok ağır bir suçtur ve hesabı mutlaka sorulacaktır. Bu süreçte o alçağın tarafında yer tutan herkes suçludur ve kendilerinden, yakınlarından hesap sorulacaktır.  Onlar bulundukları ortamlardan, işlerinden  çıkarılıp aç, susuz ve çıplak olarak ortalıkta bırakılacaktır. Ben kendi kandırılmamdan dolayı Allahtan ve halkımdan  af diledim. Onlarsa af dileyemezler. Onları affedecek hiç bir güç, hiç bir makam yoktur Tek yetkili, tek güç sahibi benim.  Ben, ben, ben.  Ben ben ben de ben! Var mı ulan bana yan bakan ?”

Ben ben benliği diline pelesenk olmuş. Yıllardan beri söyler dururmuş.

Söylesin dursun mu? Yetsin artık, bıktık yahu desek mi? Duyar mı ki?

Böyle yöneticilerin yönettiği şirketlerin ortaklarına, müşterilerine  bolca sabır ve selametten başka ne dilenir ki? Direniş mi? Değiştirmek mi? Öyle çözüm yolları da mı var yani? Sahi mi? Daha neler duyacağız!

29.4.2026. Remzi  KISA, Kocapınar Notlarım.

Bir Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir